Showing posts with label holiday. Show all posts
Showing posts with label holiday. Show all posts

Saturday, June 28, 2014

Tatil için çalışıyoruz!

Biz ailecek eğlenceliyiz ama sıkıntı kesin benden kaynaklanıyor:) Tatil lokasyonunu seçme görevini eşim bana verdi. Mart'tan beri araştırıyorum. İlk önce Çin diye başlayıp, oradan deniz-kum-güneş Koh Samui mi yapsak, yoksa egzotik Bali'ye mi gitsek, Amsterdam'da bisikletle özgür özgür mü takılsak, yoksa hayalimdeki lokasyon olan Fas'ın Mavişehir Şefşaven (Chefchaouen)'e mi gitsek, ok yok en iyisi biz Paris'e İris'in yanına gidelim derken bir baktık biletlerimizi almışız! Nereye mi gidiyoruz? İtalya sahillerine:) ama aralara 3 büyükleri de eklicez : Roma, Venedik, Floransa..tabi asıl hedef Amalfi veeee Cinque Terre:) İnşallah bir aksilik olmaz da hayırlısıyla gider geliriz..
Bu arada hala geçen Haziran'da gittiğimiz Barcelona-Andorra-Marsilya-Nice-Cannes-MonacoTorino gezimizi yazmamışım:( dur ben onu yazmaya başlayayım:)

Wednesday, July 17, 2013

temmuz ayı tatil ayı

17-24 Haziran tarihleri arası tatildeydim..haftasonları da bir günü iş bir günü tatil şeklinde fena gitmiyor;) Anlatacak, paylaşacak çok şey birikti ama sıra gelmiyor:( İnşallah bu Pazar başlayacağım yazmaya..Siz de ne var ne yok? Nasıl gidiyor tatil halleri?
Bazı kızlar tatilde bile çok şıklar..ben de şort ve şıpıdık terlikli paços:)

Tuesday, November 29, 2011

Montenegro

Bayram tatiliyle ilgili son post MonteNegro'yla ilgili olacak. 2006'da sırbistan'dan ayrılan Karadağ, avrupadaki en geç ülke. Karadag adı, Adriyatikte gemiyle gezenlerin bu bölge bitki ortusunden etkilenmelerinden sebep verilmiş. Kara'nın'da Osmanlılardan geldiği söylenceler arasında..Kara=Kuzey demekmiş?? Titograd, yani Budvarista ükenin başkenti. Alternatif turizm konusunda son derece avantajlı bir bölge : özellikle kanyoning, rafting ve dagcilikla ilgilenenlere duyurulur;) Akdeniz'de Unesco tarafindan korunmaya alinmis sahilleri ve de denize dik dağlar içindeki kara renkli selvi ağaçlarıyla dikkat çeken, Avrupa'nın tatil merkezi..En ünlü sahil kasabaları Kotor ve Budva.
Risant korfezini geçtikten sonra Kotor'a ulaşıyorsunuz. Genelde limanda büyük yolcu gemileri ve küçük surlarla kaplı şehrin içinde kalabalık turist gruplaruyla karşılaşıyorsunuz. Kotor'a gelmeden önce Risant körfezinde kız kulesi benzeri deniz içinde "Gospa-our lady of rocks" diye çağrılan kiliseyi görüyorsunuz. Herkes bu fonla fotoğraf çektiriyor;) Yakındaki Lipci bolgesindeki magaralarda ilk insanlara ait izler bulundugu soylendi. Meraklısıysanız, geldiğinizde buraları da gezebilirsiniz.

Kotor'a küçük dubrovnik diyebilirsiniz:) Maximus adlı sarnıçtan bozma yeralti kulubu ünlü. Buradan yola çıkıp yarım saat yola devam ettiğinizde Budva'ya ulaşıyorsunuz. Aziz Sveti Stefan adasi Budva merkeze 15dk uzaklikta. Jet sosyete ve ünlülerin kaldığı bu karaya bağlı adacağın istersen tepeden (yoldan) panoromik fotosunu çekebilirsiniz.

Şu meşhur James Bond serisi Casino Royal'in cekildigi yer Otel Spledid bu bölgede.

Açıkcası ben çok beğenmedim. Evet doğası güzel ama bana Büyükada+Kuşadası karışımı gibi gelen küçük kasabalar hiç cazip gelmedi..Sizi olumsuz etkilemem ama gidipte göremezsiniz de çok şey kaybetmeyeceğinizi söyleyebilirim:)
gömlek : Mudo
kot : Zara
bot : Deichman
kazak : Sempre
kot : Next

Saturday, November 19, 2011

Bosna Hersek - Mostar

Gezimize devam ediyoruz. Balkanlardaki İkinci durağımız : Bosna Hersek'di.. Bosna hüzünlü bir şehir..Rehberimizin dediğine göre bilmeyenler,uçak şehre inerken gördükleri mezar taşlarından sebep şehirde büyük mermer madenleri olduğunu düşünürmüş:( Her yerde mezar taşları, büyük mezarlar. Hala çoğu ev ve binada kurşun izlerini görmeniz mümkün :( Gezi boyunca içiniz burulmuş (hatta çoğu zaman gözleriniz yaşlı), savaşın ne korkunç olduğunu düşünüp, özgürlüğünüz için şükrederek ilerliyorsunuz. Bosna'ya Hırvatistan'dan girerseniz önce Neum'a geliyorsanız-burası Bosna-Hersek topraklarına ait ama sonra tekrar Hırvatistan toprağı sonrasında Bosna-Hersek'e giriyorsunuz, sağınızda Neretva nehri ve deltasını görerek..Karşımıza ilk Pocitel geliyor, Osmanlı zamaninda öncü köy olan bu yer Tito döneminde sanatçıların durağıymış. Bosnadaki muzige Sevdalinka deniyor:)  Milli alkollerinin adı Rakia-tanıdık mı:) Evet aynen Hırvatlarda olduğu gibi Boşnaklarında kullandığı kelimelerin çoğu Türkçeden girmiş. Poçitel'i geçtikten sonra Mostar'a geliyorsunuz. Bu arada Most : köprü demekmiş, Mostar ise "köprücü". Bosna'da "bürek"isteyeince kıymalı Boşnak böreği geliyor:) "Bosanska Kava" dediğinizde ise Türk kahvesi ama yanında mutlaka kıtlama şekeriyle-bizden daha çok olaya sahip çıkmışlar yani;) Fincanların tamamı kulpsuz-ama sebepsiz değil. Fincanların içinde ise "yıldız" figürü var. Esprisi şu: fincanı baş parmak ve işaret parmağınızla tutup içmek için ağzınıza götürürken "ay ve yıldız"ı oluşturuyorsunuz:) Hikaye çok hoşuma gitmiş olacak ki ben de bu fincanlardan edinme isteği uyandırdı:)
Yine bu şehirde de organik meyve sebze çok yaygın ve ucuz..aa bu arada en önemli hatırlatma, Balkan'lardaki en ucuz ülke Bosna-Hersek. Araç kiralayıp geziyorsanız su ve yiyeceğinizi buradan alıp depolamanızı öneririm. Ayrıca hediyelik eşyalar (bakır çok moda) ve bilimum alkollü içecekle sigaranın da çok ucuz olduğunu belirtmeliyim.
Bir sonraki yazıda yani Karadağ'da görüşmek üzere;)
Poçitel'ler yukarıda-şimdi Mostar kareleri..
Evin duvarlarındaki sıva döküğü değil-kurşun izi :(
Mostar Köprüsü'nün girişinde, yıkılan köprünün bir parçası:(
ceket : Herry
tshirt : Bershka
fular : Tabuu
çanta : Assortie
kot : Xside
bot : Elle

Thursday, November 17, 2011

Hırvatistan-Dubrovnik / Crotia-Dubrovnik

Evett..bayram tatili izlenimlerini paylaşmaya başlıyorum. 3 ülkeyi 3 bölümde, öne çıkan şehirleriyle anlatmaya çalışacağım ve tabi aklımda kaldığı kadarıyla:) umarım bu bilgiler birgün işinize yarar;)

Önce Dubrovnik ile başlayalım..Dubrovnik, kravatın doğduğu ülke Crotia’nın (Hırvatistan) popüler sahil kasabalarından biri. Kasaba diyorum çünkü nüfusu sadece 45.000.
Şehir küçük, sevimli, koylar harika. Özellikle kentin, Stari Grad denilen eski şehir bölümü başlıbaşına zamanı durduran ve sizi Orta Çağ’a götüren bir yer. Surlarla çevrili eski kente, Pile, Ploce, Peskarija ve Ponta kapılarından dört değişik noktadan giriliyor. 1991 yılında yaşanan savaştan sonra bozulan yapısı aslına uygun olarak yeniden yapılmış. Şehrin girişinde tabelalarda siyah noktalarla dolu olan harita, sırplar tarafından bombalanan yerleri gösteriyor.
Şehri çevreleyen surlar üzerinde para ödeyerek (70 Kuna =10 Euro) gezebiliyorsunuz ve buradan aslında hem Dubrovnik kıyılarını, hem de surların içindeki eski kenti izleyebiliyorsunuz. Benim tavsiyem bunu yapmak yerine teleferikle (cable car) yukarı çıkıp, şehrin nefes kesen manzarasını mevsime göre sıcak/soğuk bir latte ile taçlandırmanız yönünde;)
Şehir küçük olduğu için yorulmadan, yürüyerek gezebilirsiniz. Kentin en güzel köşeleri 'Stari Grad' içinde. Şimdi Stari Grad’ın en bilinen kapısından geçerek şehre girdiğinizi hayal edin. Kapıdan içeri girdiğinizde karşınızda başka surlar yükseliyor. Ragusalılar (şehrin eski sakinleri) savaşcı olmaktan çok tüccar olduklarından kendilerini daha akılcı yöntemlerle koruma yoluna gitmişler. Girişi kapan gibi yaparak düşmanlarının şehre kolay girmelerini önledikleri gibi zaman kazanarak, düşmanlarına ağır zarar verirlermiş. 2.kapıdan da geçince mermer döşeli uzunca bir cadde görüyorsunuz. Adı Stradun.
Şehrin girişinde yani Stradun Caddesi’nin girişinde solda Manastirla Şapelin arasinda, ilk sivil eczane var. Buradan el yapımı nemlendirici ve kırışık önleyiciler alabiliyorsunuz;) Sağınızda da çesme var. Çeşme’den caddenin sonundaki i-saat kulesine kadar olan mesafe 300metre. Saat kulesinin önündeki meydanın adı : Libertas/Özgürlük. Neredeyse her zaman birilerine bağlı olarak yaşayan bu ulus için Özgürlük gerçekten hassas bir konu! Temmuz boyunca bu meydanda özgürlükleri festivallerle kutlanırmış.

Buradan restoranlara kolayca ulaşabilirsiniz. Ana caddeye paralel arka sokaklara da bakmanızda fayda var. Daha ucuza daha hızlı servisle harika deniz mahsülleri ve pizzalar yiyebilirsiniz. İtalya karşı komşu olunca ister istemez etkilenmişler-harika sayılacak pizzaları var. Bu arada saatin akrebi yok şaşırmayın. Nedeni de o zamanlar zamanın bu kadar kritik olmaması;) yani 3 ile 3’ü 10 geçenin farkı yok:) Şimdi sırtınizi saata verin ve aşağı doğru inmeye devam edin. Solda sırasıyla Sponza sarayi,-gümrük binasi, arsiv ve merkez bankasi gelir. Yolun sağ tarafında ise şehrin simgelerinden biri olan Sivaslı Aziz Vlaho kilisesi görülür...Biraz ileride iç tarafa doğru girerseniz; sabah 7’de açılıp, 17:00ye kadar açık olan pazara girerseniz. Soldaki kapı ise sizi Marinaya çıkartır. Burada pazarlıkla 50 kuna’ya (bir kişi için) cam tabanlı tekne kiralayabilip şehri tekne ile gezip karşıdaki Lokrum adasına gidebilirsiniz. Korçula’da gidilebilecek adalardan..
Gece hayatı muhteşem değil yani beklentinizi sıfırlayarak gitmenizde fayda var. Kotor ve Budva ayrı-anlatacağım onları da;)
Biz gecelerimizi Rixos’un kumarhanesinde geçirdik:) benim ilk kumarhane tecrübem olduğu için ben beğendim kumarhaneyi ama Kıbrısdakilerle kıyaslanamazmış:) Ne mi yaptım? Tabii ki 3 gece de arka arkaya kazandım;)
Son olarak nerede kalabilirsiniz? Biz şehir merkezine 10 dk.mesafede bir yerde kaldık. Valamar Tirena Otel ***. Hizmeti ve odalar 5 yıldızlıydı! Personelin güleryüzlülüğünden hiç bahsetmiyorum. Tek diyeceğim şey : Vala Dario :)
Şimdi çektiğim fotolardan bir demet. Görüldüğü üzere makinamda ışık ayarı kötü durumda-değiştirmek şart oldu.
pazar yeri
pazar yerinde organik meyveler meşhur
marina..
teleferikle tırmanırken..
arka sokaklar
St.Vlaho Katedrali
antik eczanenin girişi
mağazalar çok antin kuntin:P

mont : Zara
tshirt : Zara
jean : Next
bot : Deichman
çanta : Assortie 
 
Saatin biraz yukarısındaki pizzacı-Suzi'nin yeri..Süpperdi!
saatin altındaki altın top gibi olan şey ayın konumunu gösteriyor, biz oradayken dolunaydı;)
otelimiz-şiddetle tavsiye edilir..