Showing posts with label cinema. Show all posts
Showing posts with label cinema. Show all posts

Sunday, April 8, 2012

Tepedeki Ev / Kokuriko-Zaka Kara

Geçen cumartesi'den beri fıldır fıldır IFF kapsamındaki filmlere koşturdum ve bu Pazar İstanbul Film Festivali'nde jübilemi yaptım:( aslında festival daha bitmiyor ama ben yarından itibaren şehir dışında olacağımdan bu yıl benim festivalim bitti-zorunlu olarak. Rexx'de Miyazaki ile finali yaptım. Renkler, çizgiler, müzikler, konu, herşey ama herşeyin harika olduğu bir filmdi..Öyle ki film bitti kimse kalkmadı-kocaman bir alkış koptu sinemada-evet evet tıpkı tiyatro gibi! alkış bitti ama kimse kalkmadı yine yerinden..filmin yazıları bitip ekran karardığında kalktı herkes-yarın da karşıda oynuyor, vaktiniz varsa görün derim.
Bu filmin dışında bir filmi daha çok beğendik, o da Fransız yapımı 'Sevgililer (Les Bien-Aimes)'-o da yarın son kez gösterilecek bilginize (http://film.iksv.org/tr/film/304)
IKSV'nin sayfasından :
Dünyanın en ünlü anime stüdyosu, 1963’ün Yokohama’sında geçen “yaşamdan bir kesit”, günlük hayattan bir hikâyeyle karşımızda. 1980 tarihli bir shojo manga’ya dayanan hikâye bizzat yönetmenin babası Hayao Miyazaki tarafından filme uyarlanmış. İlk gençlik dönemi aşkını anlatan dram, beş kişilik bir ailenin en büyük çocuğu olan Umi’nin hayatına odaklanıyor. Kore Savaşı sırasında kaybolan babasının döneceği ümidiyle Umi, her gün deniz kenarındaki evlerinden bir çift flama sallamaktadır. Bu esnada kendini bir de okulda bir öğrenci hareketinin içinde bulacaktır. Bu süreç içinde Jun’a âşık olur, fakat zaman içinde ikilinin arasında kan bağı olma ihtimali ortaya çıkacaktır.

Wednesday, February 23, 2011

Pride & Prejudice - Aşk ve Gurur (2005)

Bu gece TV8' deydi, en çok etkilendiğim 3 aşk filmden biri (while u were sleeping & eternal sunshine of the spotless mind-diğer ikisi). Saatinde izleyemedim ama sonra, evde üşenmedim-aradım buldum, bir sürü film içinden! İllah izlicem bu gece! İzledim de! Bıraksanız sabaha kadar da defalarca izlerdim. Hatta bir adaya düşşsem yanıma alacağım üç şeyden bir'i olabilir : Aşk ve Gurur!
---
Romantik Yazarlar Birliği tarafından bütün zamanların en romantik romanı seçilen, ölümsüz aşkı ve yanlış anlaşılmadan doğan karmaşaları konu alan Jane Austen'in klasik eseri..

Görkemli bir aşk masalı : "Aşk ve Gurur"..


Jane Austen'in görkemli dünyası, aşklarıyla, ince esprileriyle ve tüm duygusallığıyla; Joe Wright'ın yönettiği "Aşk ve Gurur"da, Keira Knightley (Elizabeth) ve Matthew MacFadyen (Mr. Darcy)'in muhteşem performanslarıyla canlanmıştı adeta! Her izleyişimde aynı tadı bırakıyor.


Hikayemiz, 18.yüzyıl sonlarında, sınıf bilincinin hakim olduğu İngiltere'de geçiyor. Dönemin miras yasaları, kadınlara miras alma hakkını vermemekte; bu yüzden de aileler zengin bile olsalar kızlarına miras bırakamadıklarından, genç kızların zengin koca bulmaları için herkes topyekün büyük mücadeleler vermekte.
Beş kız kardeş olan Bennet'lar - Elizabeth (Lizzie), Jane, Lydia, Mary ve Kitty, annelerinin iyi bir koca bulup geleceklerini güvence altına alma hayalleriyle büyütülmüşler. Anne görüp görebileceğiniz en piskopat, damat meraklısı anne! Kızlarına tek öğrettiği şey : hemen ama hemmen evlenin! Böyle bir anneniz varsa lise biter bitmez evlenirsiniz-o kadar bile uzamaz mevzuu belki de;)
Neyse..Favorim ve filmin baş karakteri Elizabeth herkesten farklı, gözleri parlayan, neşeli, zeki vedobra, yürümeyi, dansı, gülmeyi seven- babasının da desteğiyle hayatını farklı ve dolu dolu yaşamak için çabalayan, kardeşlerinden ve diğer kızlardan ilk bakışta ayırabileceğiniz, farkedilir bir karakter..

5 kız kardeşin yaşamı, zengin ve genç bir adam olan bay Bingley ve onun en iyi arkadaşı bay Darcy’nin yakınlarına taşınmasıyla alt üst olur. Ve.. İnatçı Lizzie'nin yakışıklı -ancak sonradan  -ukala-damgasını vuracağı Bay Darcy ile tanışmasından sonra karşı cinslerin savaşı başlar-zaten bu andan itibaren de film ekrana yapışılarak izlenir;)

Öyle sahneler var ki-Lizzie ile Darcy arasındaki elektriği yanlarındaymışcasına hissedebilirsiniz!

Filmin sonlarına doğru, birbirini takip eden duygu fırtınalarından Bennet'lar da dahil olmak üzere (damat meraklısı anne dahil!) herkes nasibini almıştır. Hayatta neyin gerçekten önemli olduğu sorusu sorgulanmıştır. Hikayemiz, mutlu son'la, kalbinize tatlı bir iz bırakararak sona erer..Aşk'ı size hissettiren unutulmaz bir film olarak hafızalara kazınır..

Hiç bitmese :(

Sunday, February 20, 2011

Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak

Sıcağı sıcağına bir filmi tavsiye etmek istiyorum : Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak ! Sıcacık bir film izlemek istersiniz, kaçırmayın!
İsmail Hacıoğlu, Claudia Cardinale ile devleşiyor. Farklı bir çekim, farklı bir yorum..Filmde birçok beylik cümle vardı ama iki tanesi daha çok aklımda kaldı : "birileri için nefes nefese kalma, nefes nefese bırakan ol!" "herşey birgün değişebilir" Ben "10 numero" diyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum.


Yıllar önce, oğlunu da arkasında bırakarak kendisini terk eden kocasından sonra hiçbir erkeği kapısından bile içeri sokmayan Sinyora Enrica (Claudia Cardinale- Fahriye Evcen), bu özelliğiyle ün salmıştır. Enrica, evindeki boş odaları kız öğrencilere kiralamakta, ek iş olarak da terzilik yapmakta ve bir pazarda çalışmaktadır.


Yıllarca bozmadığı bu kuralı, yağmurlu bir gecede, bir yanlış anlama sonucunda evine gelen Türk öğrenci Ekin (İsmail Hacıoğlu) için bozacaktır. Önceleri evinin kapılarını bu yabancıya açmak istemeyen Sinyora Enrica, daha sonra sadece evini açmakla kalmayıp, yıllarca kilitli tuttuğu kalbini de bu Türk gencine açacaktır. Filmin oyuncularından Giovanni rolündeki Teoman Kumbaracıbaşı da Sinyora Enrica’nın tek oğlu ve babası henüz çok küçük yaşlarda terk ettiği için sorunları olan bir kişiliktir. Giovanni’nin annesine karşı haksız davranışları Ekin’de Sinyora Enrica’ya karşı bir koruma duygusuna dönüşecek ve böylece aralarında bir gönül bağı oluşacaktır. Bir dil okulu için İtalya’ya giden Ekin için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve hayatı tümden bir değişime uğrayacaktır.

Tuesday, February 15, 2011

Chocolat

yakınlarım çok tv izlemediğimi bilirler..izlenecek film varsa ya sinema ya da divx takılırım. Çok nadir rastlıcam da, beni saracak da, izlicem de...Evet dün gece bunların tamamı bir araya geldi!
İstanbuldan dönmüşüm-üzerimde tüm haftanın yorgunluğu..elim ne işe ne kitaba gidiyor, bıraksan uyuyacağım. Derken TNT'de bir fragman, az sonra falanca film diye..ayy dur dedim izleyeyim, kolayca uyumama da yardım eder diye başladığım ve sanırım blogumda adı geçen-geçecek ilk film olacak kadar etkilenip, beğeneceğim aklıma gelmezdi.
Filmin adı Çikolata-orjinal adıyla Chocolat, 2000 yapımı..Bir film bu kadar mı huzur verip, bu kadar mı insanı umutlandırır! Filmin her saniyesini pür dikkat izledim. Rahatlamak, gülümsemek, şöyle koltuğunuza yaslanıp 1 saat için bile olsa "hayat ne güzel yaw!" demek istiyorsanız tam size göre bir film Çokolat!


"Bir kez tadını aldın mı, gerisi gelir..."

"Küçük bir Fransız köyündeki gündelik yaşam, yeni taşınan gizemli bir genç kadın ve kızı sayesinde bir anda değişiverir. Oldukça kasvetli ve birbirinin aynı günler geçiren kasaba halkı, anne-kızın birlikte açtıkları son derece sevimli çikolata dükkanı sayesinde, farkında olmadıkları bambaşka bir hayatla tanışırlar. Zevkin, eğlencenin, neşenin ve en önemlisi çikolatanın olduğu bir hayattır bu.
Fakat kasabadaki bu değişimden memnun olmayan insanlar da vardır. Bunların en başında, ahlak bekçiliği yaparak kasabada dilediği gibi bir ortam yaratan belediye başkanı gelmektedir. Ama birbirinden lezzetli çikolataların karşısında durmak, o kadar da kolay değildir."
Dedim ya içinizi ısıtacak masalsı bir film! aman dikkat! İzledikçe çikolata tutkunu olmayın;)

Monday, March 15, 2010

Jen&Gerry

Jennifer Aniston ve Gerard Butler başrolünü paylaştığı "The Bounty Hunter" filminin galasına birlikte katılmışlar. Jennifer mini Valentino elbisesi, Alexander McQueen ceketi ile yine çok hoş.
Filmin konusuna kısaca değinmeden geçemeyeceğim :) Talihsiz bir ödül avcısı olan Milo Boyd (Gerard Butler), hayalini kurduğu işe, muhabir olan kanun kaçağı eski eşi Nicole Hurly (Jennifer Aniston) ‘ nin izini sürmekle görevlendirilince kavuşur. İlerideki her şeyin külfetsiz bir ödeme günü olduğunu düşünür, ama Nicole onu atlattığında böylece katil maskesi üzerine çok uğraşabildiğini gösterir, Milo kendisi ve Nicole ile arasında hiçbir şeyin hiçbir zaman basit gitmediğini görür. Eskiler devamlı bir şekilde birbirlerine karşı üstün gelirler ta ki kendilerini kendileri için iş üzerinde bulana kadar. Aşka, onura ve itaate olan sözlerinin güçlü olduğunu düşündüler ama canlı kalmak daha fazla zor olacaktır...
Sanki birazıcık Mr.& Mrs. Smith gibi mi ne :)